yürek masalları

12.8.2007 - M'(den) önce, M'(den) sonra...

Artık gidiyorum , asıl vazifelerimi icra etmeye. yaradılışımın şükrünü eda etmeye.

Artık gidiyorum, sevgiliye hakkı olan kıymeti vermeye...

Artık gidiyorum kelimelerin ait olduğu yere, onları sadece bir çift göz okusun diye...

 

Bütün kelimeleri siliyorum hafızalardan,

şiirler;  O okuyorsa güzel, nameler ona söyleniyorsa,

kahverengi yeşile doyuyorsa güzel,

yeşil kahveye boyanıyorsa,

yüzüm sadece O bakıyorsa güzel,

sesimi sadece O duyuyorsa...

O halde tüm çirkinlikleri katıp ardıma ,

gidiyorum, O var oluyorsa!

 

nameihan...

 

 

 

 

 

Yorum (9) :: Bağlantı

15.1.2007 - Rabbim...

Senin kudretinden şüpheye düşenler var!

Bilmezlermi ikiye ayırmışsın kameri,

Ve örümcek korumuş,

koskoca peygamberi...

Bir ol dedin ve oldu,

yarattın tüm ademi,

Bâki sanarlar ehli dünya keyfiyetini,

Sen Kafisin, sen Vekilsin,

Sen her şeye yetensin...

Ona sevgilim dedin,

Ve yarattın alemi...

Yorum (0) :: Bağlantı

3.1.2007 - masal... Küçük kertenkele ve koca kral...

                                                

Evvel zaman içinde;

kocaman ülkelerden birinin, koca cüsseli bir kralı varmış.Sert bakışlı, hoyrat tavırlı bir adammış. Çok az konuşur ,konuştuğunda da güzel sözler çıkmazmış ağzından. Fakat adaleti, halkının minnetine kâfiymiş. Ülke bolluk ve refah içindeymiş. Dolayısı ile kralın hanesinin dışındakiler için kralın bu tavırlarının hiç mi hiç önemi yokmuş. Zaten kral asla sarayından dışarı adımını atmazmış. Karısı ve kralın yardımcıları onun hiç birşeyden korkmadığını sanarlarmış. Sesi sarayın bir ucundan, bir ucuna çabucak yayılır,

bir şey emredeceği zaman, azıcık fısıldasa tüm görevliler pervane olurmuş kralın etrafında.

Günlerden bir gün, kral her zaman uyandığı saatten, çok daha erken bir vakitte uyanmış.

Penceresini açmış ve alabildiğine ufka yayılmış bakışları. Herşeye sahibim diye düşünmüş kendi kendine, ama bu güçlü duygu yerini birden çok büyük bir boşluğa bırakmış."Ama" demiş"yıllardır bir çocuk sesine hasretim bu hanede".Ve o gün önemli bir karar almış. Yıllardır içini kemiren bu duygudan ölesiye nefret etmiş kral. Öyle ki; derdine kim çare olursa ona tüm servetini bağışlayabilirmiş. Ve haber salmış vezirlerine.

Ülkedeki tüm bilginlere ,alimlere ulaşmış sesinin yankısı. Her kim ki bir çare bulursa,

ömür boyu ihya olacağı yeminleri edilmiş her bir hanede. Tam üç ay beklemiş kral ve sonunda tüm bilginlerin ona çareler getireceği gün, gelmiş çatmış. O gün saray, bilginlerle dolmuş taşmış. Tek tek kralın yanına giren bilginler yanlarında getirdiği ilaçları ve çareleri söylemişler krala. Ve kral tek tek geri çevirmiş tüm bilginleri, zira uygulamadığı bir çare kalmamış yıllar boyunca. Artık ümitsizliğe kapılmak üzereymiş ki, genç bir bilgine gelmiş sıra. Kral bilginin gençliğine aldanmış önce ve horlamış kendi kendine."senin gibi genç ve toy bir delikanlının ne işi var burada" diye çıkışmış bilgine. Genç adam gülümsemiş ve rica etmiş kraldan başlamak için sözüne.

"Kralım "demiş"sizin çarenizi biliyorum lütfen müsâde edin paylaşayım sizinle".

"söyle bakalım çocuk "demiş kral"neymiş benim çarem".

"Bir kertenkele ile bir gece boyunca, bir ağaç kavuğunda kalmalısınız"demiş genç bilgin.Bu sözün üzerine , kahkahayı basmış dev cüsseli kral. Dakikalarca alay etmiş karşısındaki genç adamla.

"Söyle"demiş;

"benden hiç korkmadan nasıl gelebildin bu aptalca fikirle karşıma. Derhal hapise atın bu zavallıyı" diye bağırmış görevlilere.

Çocuk ciddileşmiş birden"kralım"demiş"müsade edin size eşlik edeyim. Ve eğer derdinize çare olmazsa bu dediğim, cezamı kendi ellerimle vereceğim.

Kral duraklamış ve sessizce düşünmüş bir süre."cesaretine hayran kaldım doğrusu"demiş,

uzun bir zaman sessizlikten sonra." bu cesaretine karşılık yapacağım dediğini ama yanımdan ayrılmayacaksın ve bu geceyi benimle geçireceksin o ağacın yanında. Ve sonra burada kalacaksın bir süre, tâ ki sabrım tükenene kadar. Eğer deva olmazsa söylediğin çare derdime, cezanı kendi ellerimle vereceğim"demiş.Ve genci yollamış gece oluncaya dek misafir evine. Haber salmış tüm hizmetlilere ,saraydaki görevliler bütün bir gün boyunca kertenkele aramışlar sarayın arka bahçesinde. Sonunda küçücük bir kertenkele yakalanmış ve kafese konmuş akşamın karanlığı örtünceye kadar gökyüzünü.

Kral ve genç bilgin hazırlanmışlar. Beraberce bahçeye inmişler. Sarayın bahçesindeki en eski ağaca doğru yürümüşler yanyana. Genç bilgin o ağacın önünde durduğunda, emretmiş kral kertenkeleyi taşıyan görevliye, artık gitmesini.

Ve genç bilginle yalnız kalmış koca kral ve küçük kertenkele...

 

Kral yaşamı boyunca hiç bir şeyden korkmadığını zannedermiş.Ve küçük kertenkeleyi görene kadar da eminmiş kendinden. Fakat bu küçük hayvana bakar bakmaz boncuk boncuk terlemeye başlamış kral.Ve şaşırıp kalmış bu ürkekliğine. Sonunda gece olmuş ve tarihi , krallığın tarihinden bile eski bu ağacın kavuğuna yerleşmiş kral. Kertenkele de yanında .Saatler geçtikçe kertenkelenin kral üzerindeki sabit bakışları yerini uykuya terketmiş.Tüm canlılar uyuyor ,kralsa tükenmek bilmeyen garip duygularla boğuşuyormuş.Kral çıt dahi çıkarmamış,bir ölü kadar sessizmiş o gece. Genç bilgin ağacın yanında uyuya kalmış bir süre sonra ve genç adamın yüzünü izlemiş kral uzunca. Düşünmüş kendi kendine, genç bilginin yüzündeki huzura ne kadar imrendiğine şaşırmış bu sefer de. Genç adam tebessümle uyuyormuş. Ve olabildiğine sakinmiş ifadesi. Kral ise olabildiğine heyecanlı ve sinirli...

Sabahın ilk ışıkları yansıyana kadar kendi yüzüne, uyku nedir bilmemiş kralın gözleri .Sabaha kadar kertenkele ile gen bilgine bakıp durmuş koca kral. Hayvan sanki görevini biliyormuşçasına hareketsizmiş. Bir an kımıldasa, kral korkusundan ölecekmiş oysa. Kertenkelenin gözleri ve genç bilginin mütebessim ifadesi; kralın sabaha kadar acizliği ile yüzleşmesine sebep olmuş, o gece. Ve kral hayatı boyunca unutamayacağı kadar acılar ve korkularla doldurmuş zihnini. Sabah ile uyanmış genç bilgin de. Ve ayrılmışlar beraber asırlık ağacın yanından.

Günler birbirini kovalamış. Kral her gün biraz daha fazla sever hale gelmiş genç bilginin saraydaki varlığını. Kimseyle konuşmuyor,sadece verilmesi gereken emirleri verip gene bürünüyormuş ürkütücü sessizliğine. Ve tam otuz yedi gün sonra karısının hamile olduğu haberi verilmiş krala. Bu haber bir ışık gibi hızla yayılmış tüm ülkeye. Şenlikler düzenlenmiş kırk gün kırk gece. Kral bu süre boyunca anlamsızca korumuş sessizliğini, masum bir gülümsemeden başka bir ifade,bulamamış dudaklarında yerini. Ve genç bilgin görevini tamamlamış olmanın verdiği huzurla ayrılmak istediğini beyan etmiş krala. Ve günler sonra kral ilk kez konuşmaya başlamış genç adamla.

"Sen! genç adam; anlat bana. Nasıl oldu tüm bunlar ve sen nasıl buldun derdime deva"demiş ve susmuş yeniden. Genç adam mütebessim ifadesini bir an bile bozmadan konuşmaya başlamış;

"Sevgili kralım, korkusuzluğunuz herkes gibi benimde bildiğim bir gerçekti. Ve gerçektende çok cesur ve güçlüsünüz. Tüm düşmanlarınız dahi elini eteğini çekmiş sizden ve sizin için zihinlerini yormaktan. Uçan kuşlar bile sizin cesaretinizi konuşur olmuş.

Ve ben; duyunca derdinizi, karar verdim yanınıza gelmeye ve yıllar önce babamın benimle paylaştığı bir bilgiyi sizinle paylaşmaya.

Kralım"demiş ve devam etmiş genç adam"babam bana çok şey öğretti ama bana verdiği en değerli bilgi şimdi size söyleyeceğim şey idi. Derdi ki babam; "hayatı boyunca en güçlü görünen insanlara bak oğlum, onların korkularını gör gözlerinin içinde, derininde. Ve unutma, en güçlü görünen insanların, en korktuğu şeyler güçlerinin büyüklüğünün aksine en küçük gizlerde saklıdır. Ve onların tüm dertlerinin d*******arı, bu küçük korkularıyla yüzleşmek ile sağlanır". Bende babamın bana verdiği bu değerli bilgiyi sizinle paylaşmaya gelmiştim huzurunuza. Ve gördüm ki gerçektende siz; kendi azametinizden dahi korkmayan bir insansınız. Ve ancak; küçük bir canlıdan dahi korkmakla uyanabilirdiniz ,küçücük bir canlı farkettirebilirdi size korkusuzluğunuzun ruhunuzda açtığı derin yaraların vehâmetini. Ve o gece yüzleştiniz sabaha kadar tüm gerçeklerinizle, bir kertenkeleden bile korkabileceğinizi öğrendiniz. Ve korkmaya başladığınız ilk anda,inanmaya başladınız sizden çok daha güçlü bir varlığın da olabileceğine. Ve belki hayatınızda ilk defa kendi acizliğinizle sığındınız O güce."dedi ve durakladı genç adam bir süre. Kral sessizce dinliyordu genç adamı. Ama hâlâ zihnini yoran sorular vardı. Ve sordu kral,

"nasıl?” dedi."Nasıl küçük bir kertenkele şifa olabildi derdime?"

Genç bilgin kralın zihnini meşgul eden soruları cevaplamaya başladı yeniden.

"Öyle ki; siz bile şaşırdınız o gece nasıl bir küçük kertenkeleden korkabilirim ben diye. Ve ilk kez , ruhunuzu özgür bıraktınız acizliğinizle. Şaşkınlığınız vesile oldu acizliğinizi hissetmeye ve acizliğiniz ise varlığınıza sığınma gücü verdi sizden çok daha büyük bir güce. Ve ruhunuzu özgür bıraktınız aslında. Tüm korkularınızı azâd ettiniz o gece. İnsan olmanın şerefini idrak ettiniz, korkmaya başlamakla. Ve O güç ki; derdinizi teslim ettiniz O' na. Üzerinizde ki tüm baskı hafifledi böylece ve ilk kez sevdiniz kendiniz olabilmeyi.Ve ilk kez sevdiniz sevdiğinizi kendiniz

gibi. Kendinizden çok daha büyük bir güce yaslanmayı, ilk kez o gece sevdiniz " dedi ve bitirdi sözlerini genç adam. Kral kuşlar gibi hafiflediğini hissetmiş. Gökyüzünde salınan bulutlar kadar beyazmış zihni ve tertemiz.

 

 

Kral ayırmamış genç adamı yanından hayatı boyunca. Genç ve toy zannnetiği bilgine emanet etmiş, tüm acziyetini. Ailesiyle beraber huzur ve refah içinde yönetmiş ülkesini.

Küçücük bir kertenkeleden aldığı hayat dersi, küçük bir adam zannettiği bilginle pekişmiş.

Ve yücelmiş ruhu, çocuklarına aksetmiş...

Yorum (9) :: Bağlantı

15.12.2006 - Dua...

 

Günlerden cumâ, hayırlardan tebessüm,

Bir bakış ki; yağmurlar gibi ömrüme düşsün.

Nur alânurdur cismin ve ney misali sesin,

Su gibi âziz sözün, bana nâmeler düşsün.

 

Bir bahardır gönlüme gölgedeki cemâlin,

Bize huzuru nurun, şeytana tasa düşsün...

 

Bilirim zihinleri perişan eder hırsı,

Kuşlar gibi çırpınan telaşlar verir sızı,

Bahtımızın gülüdür, ümidimizin yönü,

Rasûlün sözü fikre, eyleme helâl düşsün.

 

Bir bahardır ömrüme gölgedeki cemâlin,

Bize huzuru nurun, şeytana tasa düşsün...

 

Yolumuzun önünde açılsın nurdan perde,

Bahtımıza rahmeti , kısmeti güne düşsün.

Sen seni tut, ben beni, sersem etme nefsini,

Peygamberin mirası ; edebi , sere düşsün.

 

Bir bahardır kalbime gölgedeki cemâlin,

Bize rabbın rahmeti, şeytana tasa düşsün...

 

                                                                H.N.Y.

 

 

 

 

 

Yorum (2) :: Bağlantı

15.12.2006 - İnsan ve mekanizması...

Bugün havayı soludum içime derinime çekerek,tüm güzellikleri ve havadaki tüm pislikleri...

 

 

İnsan filtre gibi aslında,ikiye bir oranında iyilik ve kötülük var.Ve insan bir filtre mantığıyla emiyor tüm enerjiyi, farkında olmadan iyi ve kötü herşeyi.İyilik iki katı olsa da kötülüğün,zevk denilen zaaflar döngüsü elegeçiriyor insanı.Ve mağlub oluyor iyilik. Ruhunu, mantığını ve nefsini teslim ediyor insan.Ehlileştirilememiş bir nefis ise hayat boyu başa bela oluyor.Ve hayatın akâbinde de...

Her insanın bünyesinde, ona emanet edilmiş olan bir çocuk var aslında.Anne veya baba olduğunda bu yükü ve sorumluluğu çok daha fazla hissetsekde, içimizde bize emanet edilen ve adına nefis denilen bir çocuk var.Ve onu yetiştiren gene biziz. Güç kaynağımız ise iman filtremiz...

Allah insana tüm nimetini dengeli bir oranda vermiştir.Kötülüğe yetecek ve onunla mücadele edecek nisbette iyilik vardır bünyemizde. Çocukluğumuzdan itibaren nefis terbiyesini doğru yönlendirmeler sonucu yerleştirmişsek algımıza, hayatımız boyunca stokta yeterli oranda iyilik mevcut olacaktır.

Anne ve babalarımızı kendimiz seçemiyoruz.Bize böyle bir hak verilmemiş.Eğer dileseydi Rab ;  bu önceliği verirdi bizlere.Ama insan terbiye edilirse en şerefli varlık olacağı mucibinden yola çıkarsak demekki bu tasarruf anne ve baba olmayı seçmiş ve niyeti ile de çocuk sahibi olabilmiş insanlarındır.Demekki çift taraflı bir adalet tecelli ediyor.Rab müthiş organizasyonunu vesileleri ile insanlığa duyuruyor, ilhâmı ile de algılanmasını sağlıyor.

Hamdolsun...

İnsan seçmediği bir ortamda büyümek zorunda bırakılırken, zamanı gelince de aynı nisbette seçeceği bir ortamın iradesi ellerine veriliyor.Bizler ister bu iradeyi ve tasarruf hakkımızı doğru şekilde kullanalım, ister kullanmayalım.Kendi nefsimizi kaç yaşımızda olursak olalım eğer yeni doğmuş bir bebek gibi terbiye etmeye başlarsak, yani aynı cihette

tevbe kapısının aşındırıldığı andan itibaren ısrarla o kapıdan içeriye girmeyi başarabilirsek, bize emanet edilen nefsimizi Allahın emir ve yasakları ölçüsünde doğru bir şekilde eğitirsek, ekilen iyilik tohumları zamanı gelince o çocukta meyvesini vermek ile kendini gösterecektir.

Kolay değil...

Ama mümkün.Mümkün ki; tasarrufat hakkı verilmiş.Mümkün ki; niyet etme yetkisi elimizde.Mümkün ki niyetimizi gerçek kudret sahibine havale edip,O'na sığınıp,idrakımız ve iyi niyetimizin kaynağına hamd edip,fiiliyata dönüştürebilmek gücüne sahibiz....

 

Hamdolsun; yarattıklarının sayısınca,arşının ziyâretleri ölçüsünce ve kelimelerinin mürekkebi miktârınca...

 

 

 

Yorum (1) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Masallar anlattılar ; cadıların çocukları yediği, ve çocukların ıssız ormanlarda annelerini ve babalarını kaybettiği. Masallar anlattılar ve biz büyüdük şefkatten uzak bir zihniyetle... Benim masallarım yüreğine cam kırıkları değmiş,ama başkalarını kanatmayan bir yürekten yazılacak ve içinde asla çocuklar kaybolmayacak....